Müzik, Türkiye'de Müziğin Gittiği Yol ve İnsanların At Gözlüğü

Müziğin çok katmanlı yapısı, Türkiye'deki müzik endüstrisinin durumu ve insanların yeniliklere karşı tutumu üzerine kişisel düşünceler.

Başlığın biraz yargılayıcı olduğunun farkındayım; ancak bu yazıda nesnel ve objektif olmaktan ziyade kendi düşüncelerimi, gördüklerimi anlatmak ve yorumlamak istiyorum. Müzik, düşünüldüğünün aksine çok katmanlı bir yapıdır; tıpkı bir tablo ya da şiir gibi. Ölçüsü, kullanılan akor progresyonu, BPM’i (hızı) ve bence en önemlisi enstrümanların kullanım şekli, şiirdeki retorik araçlara benzer. Etki ve anlam doğrudan bunlar üzerinden şekillenir.

Günümüzün Müzik Manzarası

Günümüze bakıldığında ise bu unsurların geri planda bırakıldığı, şarkıların birbirine benzeyen beat’ler üzerinden ilerlediği; kadının bir obje, gücün ise yalnızca para ve şöhret üzerinden gösterildiği bir sirke benzer bir tablo görülüyor. Herkes en fazla etkiyi yaratma çabasıyla yarışıyor ve seyirciler de bu ateşe odun atıyor. Denilemez ki etkisi olan eserler anlamsızdır ya da sanat değildir. Anlamsız müzik yoktur; çok katmanlı müzik vardır.

Buna en basit ve güzel örnek Queen’in Bohemian Rhapsody adlı parçasıdır. Şarkı çıktığı yıllarda anlamsız olduğu iddia edilmiş, yargılanmış ve geri plana atılmıştır. Bugün ise dünyanın en bilinen ve sevilen rock parçalarından biri hâline gelmesi tesadüf değildir. Peki bu şarkıyla günümüzdeki Label C5 gibi sözde rap sanatçıları arasındaki fark nedir? Bu fark, etkinin yaratılma biçiminden kaynaklanmaktadır.

Etki Kavramı ve Sanatsal Derinlik

Etki kavramı soyuttur ve yalnızca müzikle sınırlandırılamaz. Bir kişi kazandığı başarılarla etki yaratabileceği gibi, tam tersine kötü şöhretle de etki yaratabilir. Toplumsal ahlak kavramı müzikte yok sayılabilir; bunun en iyi örneklerinden biri Nirvana’dır. Nirvana’nın Polly şarkısında ana karakter sapık bir adamdır ve her şey onun gözünden anlatılır. Bu, farklı bir etki yaratma biçimidir. Dinleyici rahatsız edilir, bu rahatsızlığın içine çekilir ve yüzleşmeye zorlanır.

Label C5 gibi sözde sanatçılarda ise yaratılan etki, anlatısal ya da sanatsal bir derinlikten ziyade anlık haz ve şok değeri üzerinden kurulmaktadır. Bu noktada rahatsızlık, bir sorgulamaya değil; aksine normalleştirmeye hizmet eder. Sonuç olarak mesele eski–yeni, rap–rock ya da underground–mainstream karşıtlığı değildir. Mesele, müziğin bir ifade alanı mı yoksa yalnızca bir gösteri aracı mı olarak görüldüğüdür. Anlamsız müzik yoktur; ancak anlam üretme derdi olmayan müzik vardır. Bu derdin ortadan kalktığı yerde ise sanat değil, yalnızca gürültü kalır.

At Gözlüğü ve Yeniliklere Direnç

Bir diğer mesele ise insanların aynı şeyleri defalarca dinleyip yeniliklere kapalı hâle gelmesi; farklı olanı itici ve kendi tabirleriyle “yapmacık” bulmalarıdır. Bu durum yeniliklerin önünü kapatmaktadır. Oysa bu, her dönemde yaşanmıştır. Rock kültürünün zirvede olduğu 80’lerin sonunda elektronik müziğe bakış açısı da küçümsenmeyecek derecede önyargılıydı. Her dönemde yeniliklere karşı bir ön yargı olmuştur; ancak bunun aşılmasının yolları da mevcuttur.

Müzik, kişinin kendini tanımladığı alanlardan biridir. Popüler kültürün etkisiyle toplum giderek birbirine benzemeye başlar. Her zaman aykırı insanlar vardır; ancak yeni akımları başlatanlar genellikle aykırı olan ve harmanlamayı iyi bilen kişilerdir. Bu noktada Erkin Koray örneğinden ilerlemek yerinde olacaktır. Erkin Koray, döneminin müzik anlayışına aykırı bir şekilde 70’lerin başındaki Batı rock kültürü ile Türk sanat müziğini harmanlayarak yeni bir stil ortaya koymuştur.

Müzikal Evrim ve Harmanlama

Bu durum her dönemde benzer şekilde yaşanmıştır. Rock kültüründen önce blues hâkimdi ve dikkatle bakıldığında 70’lerin rock şarkılarının benzer kalıplar üzerine yazıldığı açıkça görülür. Metal müzik ise yapısal olarak klasik müziğe oldukça benzer; hatta rock ile klasik müziğin harmanlanmış hâli olarak yorumlanabilir. Bu örnekler çoğaltılabilir…


Bu yazı, müzik endüstrisinin mevcut durumu ve toplumun yeniliklere karşı tutumu hakkında kişisel görüşlerimi içermektedir.

comments powered by Disqus